Kanıta dayalı, süreç odaklı ve dönüştürücü yaklaşımlar.
Psikodrama, J.L. Moreno tarafından geliştirilen ve bireyin içsel çatışmalarını grup ortamında eyleme dökerek işlediği güçlü bir psikoterapi yöntemidir. Temel felsefesi, 'sözcüklerin ötesine geçmek' ve yaşantısal bir sahne oluşturmaktır.
Yapılan sistematik derlemeler (Maya et al., 2025; López-González et al., 2021), psikodramanın travma sonrası stres, anksiyete ve depresif belirtiler üzerinde orta-büyük etki düzeyinde iyileşme sağladığını göstermektedir. Araştırmalar, psikodramanın bireylerde 'spontanite' (kendiliğindenlik) ve yaratıcılığı artırdığını, sosyal işlevselliği güçlendirdiğini ve 'öz-şefkat' düzeylerini yükselttiğini kanıtlamıştır.
Psikodrama, temel olarak sahnelemeyi ve etkileşimi kullanan, eyleme dayalı bir terapi yöntemidir. Yaşantılar yalnızca anlatılmakla kalmaz; oyunlar, canlandırmalar ve grup içi karşılaşmalar yoluyla çalışılır. Bu süreç, kişinin yaşadıklarına dışarıdan bakabilmesini; farkındalık kazanmasını, kendi baş etme biçimlerini görmesini ve gerekirse yeni yollar geliştirmesini destekler.
Kişi farklı rolleri deneyimler, kendini orada görür ve başkalarının gözünden bakma imkânı bulur. Böylece hem empati kapasitesi artar hem de roller arasında geçiş yapma becerisi güçlenir; bu da günlük yaşamda daha esnek ve uyumlu olmayı kolaylaştırır. Grup üyeleri arasındaki 'Tele' (karşılıklı empati) bağı sayesinde kişi yalnız olmadığını hisseder ve bastırılmış duygularını güvenli bir alanda boşaltarak (katarsis) iyileşir.
Klasik EMDR'ın ötesine geçen, yeni nesil ve hızlı etki gösteren protokolleri kullanıyoruz.
Ad de Jongh ve Suzy Matthijssen tarafından geliştirilen EMDR 2.0, travmatik anı ile çalışırken çalışan belleği (working memory) maksimum düzeyde zorlayarak (taping, ritim, heceleme vb.) anının duygusal yükünü çok daha hızlı boşaltmayı hedefler.
Flash Teknik ise, Philip Manfield tarafından geliştirilen, travmatik anıya neredeyse hiç temas etmeden, kişiyi tetiklemeden (acısız) işlemleme sağlayan devrim niteliğinde bir yaklaşımdır.
Grup ortamında katılımcıların 'travmatize olma' riskini sıfıra indirir. Anıyı detaylı anlatmaya veya o acıyı tekrar yaşamaya gerek kalmadan, nörobiyolojik bir süreçle iyileşme sağlanır. Özellikle yoğun korku, fobiler ve kompleks travmalarda tercih ettiğimiz, literatürdeki en güncel yaklaşımlardır.
Metakognitif Terapi (MKT), düşüncelerin içeriğiyle değil, kişinin düşünceleri hakkındaki inançlarıyla (üst-biliş) ilgilenir. Adrian Wells'e göre sorunun kaynağı olumsuz düşünceler değil, bu düşüncelere takılıp kalma (ruminasyon) ve sürekli endişe halidir.
Klinik araştırmalar (Callesen et al., 2019; Normann & Morina, 2018), grup MKT'nin Yaygın Anksiyete Bozukluğu ve Depresyon tedavisinde çok yüksek başarı oranlarına sahip olduğunu göstermektedir. Bir çalışmada, sadece 6 oturumluk grup MKT sonrasında katılımcıların %66'sının tam iyileşme kriterlerini karşıladığı ve bu iyileşmenin 6 ay sonra da korunduğu saptanmıştır.
MKT, kişiye düşünceleri kontrol etme veya bastırma çabasının aslında sorunu büyüttüğünü öğretir. Grup çalışmalarında kazanılan 'Ayrışık Farkındalık' (Detached Mindfulness) becerisi sayesinde, kişi zihnine gelen olumsuz düşünceleri birer 'bulut' gibi izlemeyi ve onlara tepki vermeden geçip gitmelerine izin vermeyi öğrenir.
Her terapi modeli farklı ihtiyaçlara hitap eder. Ön talep formunu doldurduğunuzda, size en uygun yaklaşımı belirlemek için grup liderleri sizinle iletişime geçecektir.
Ana Sayfaya Dön